Ev sinemasından vizyona bu hafta: Bazı ülkelerde kadının hala adı yok; Pervane

sinemaType:newsKÜLTÜRTags:kültürSinemaEV SİNEMASIKadınİSTANBUL SÖZLEŞMESİkadın haklarıCİNSEL İSTİSMARAFGANİSTANPAKİSTANtalibanAngelina JolienetflixDİGİTÜRKTRT 2MEHMET ERDUĞANTürkiye’de sanki bütün her şey yoluna girmiş de ülke bir düze çıkmış, sanki muasır medeniyet seviyesine erişmişiz gibi şimdi de oturmuş her şeyden önce bir insan olarak doğuştan edinilmiş hakları koruma altına almaya çalışan İstanbul Sözleşmesi’ne itiraz edenlerin “cinsiyetçi” ve “hegemonyacı” söylemlerine kamuoyu olarak laf yetiştirmeye çalışıyoruz. Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (diğer adıyla İstanbul Sözleşmesi)’nin; aile yapısını bozmaya yönelik hükümler olduğunu düşünenlere, "LGBT+ evlilikleri teşvik ediyor ve cinsiyetsizleştirmeye yönlendiriyor" diyenlere, sözleşmenin "erkekleri mağdur ettiğini" ya da "bu sözleşmenin dış güçler tarafından hazırlandığını" ve hatta maddelerin içeriğine bakmaksızın bu sözleşmenin Türkiye’nin boğazlardaki hakkını kısıtladığını iddia edenlere konunun daha açık ve net bir şekilde aktarılması gerektiğini görüyoruz. Özellikle bu süreçte popüler kültüre mal olmuş insanların daha dikkatli olması ve söylediklerini tartması gerekirken, bu konuyla ilgili bir süre önce medyaya düşen söylemleri hala aklımdan çıkaramıyorum. Mesela; kariyerindeki başarısı veya başarısızlığı belki rölatiftir. Ancak 80’li yıllarda rol aldığı “Sekreter”, “Fazilet” ve “Fatmagül’ün Suçu Ne?” gibi tutku yüklü filmler ile gönüllerde yer edinen; 90’lı yıllarda ise “Berlin in Berlin”, “Bir Kadının Anatomisi” ve “Salkım Hanım’ın Taneleri” gibi filmlerdeki cesur rolleriyle dikkatleri üzerine çeken Hülya Avşar’a kadınların var olma mücadelesindeki evrensel zorlukların sadece film senaryolarında yer almadığını kendisine izah etmeye gerek olmadığını sanıyorum. Cahiliye döneminden beri kadınların bu kadar acı çektiği, çevresi, aileleri ya da kocaları tarafından aşağılandığı ve hala özgürlüklerinin kısıtlandığı bir çağda, Hülya Avşar gibi göz önünde olan birinin kendi duygusal açlığını “erkek çalışsın, kadın evde çocuklarını büyütsün, yemeğini yapsın, kocasını karşılasın…” şeklinde basite indirgeyerek ifade etmeye çalışmasını bir türlü unutamıyorum. Hülya Avşar’ın kendisine yakıştıramadığım bu talihsiz söylemi, kadın hakları ve özgürlükleri adına “Vajinam şekil yolumdan çekil” diye slogan atanlar kadar kadının toplumdaki yerine zarar verebilecek düzeydedir ve düşüncesizce sarf edilmiştir. Sylviane Agacinski’nin Cinsiyetler Siyaseti isimli kitabında da altını çizdiği gibi; Kız ya da oğlan doğarız, kadın ya da erkek oluruz. Cinsiyet ayrımı toplumların farklı farklı yorumlara tabi tuttukları doğal bir veridir. Her yerde cinsiyet ayrımı vardır, ancak, çoğu zaman bu ayrım bir hiyerarşiye yol açar. Erkek kadına hükmeder, onu sadece kendisi insanlığı temsil ediyormuşçasına siler. Hal böyleyken toplumun hangi amaca doğru gittiği belli olmayan ve yürümesi için kendisine dayatılan bir yolda, erkek egemenliğine dair fantezi boyutlarına dayanan tüm bireysel istek ve arzular ile rıza dışı dayatılan tüm despotik girişimlerin mübah ve normal olduğunun düşünülmesi bence en az sonuçları kadar korkutucudur. Bir zamanlar Mehmet Aslantuğ’un bir söyleşide dile getirdiği şu ifadesinin altına imza atmakta hiçbir sakınca görmüyorum: Erkeğe de, kadına da anlam katan bu duyguları koruyalım. Fakat kadın üretimden çekilip evinde bütün ikbal ve istikbalini bir adamın vicdanına, aşkına, samimiyetine, günün sonunda bir gün aklının karışmasına, yanılgılarına bırakmamalı… Pozitif ayrımcılığın felsefesini de günün sonunda şahsen doğru bulmasam da hayata eksiden başlayanların eşit şartlara ulaşabileceği güne dek ezilenlerin tarafında olmanın bir insani ve vicdani görev olduğuna inanıyorum. Bazı ülkelerde kadının hala adı yok; Pervane Yönetmen: Nora Twomey / Oyuncular: Saara Chaudry, Soma Bhatia, Ali Badshah, Noorin Gulamgaus, Kane Mahon, Laara Sadiq, Shaista Latif, Kanza Feris, Kawa Ada, Ali Kazmi, Mran Volkhard, Reza Sholeh / Süre: 94 dakika   Kadının toplumdaki yerini koruma mücadelesi evrensel bir sorun dedim ya, bu konuya dikkat çekmeye çalışan ve 90. Oscar Ödülleri’nde En İyi Animasyon kategorisindeki adaylardan biri olan ve Türkiye’de daha önce Pervane adıyla gösterime giren The Breadwinner adlı filmi Unutulmaz Filmler çevrimiçi kuşağında yeniden seyrettim.   Cinsel istismarların ayyuka çıktığı, failler karşısında mağdurları koruyabilmek için kadın haklarını savunmaya daha fazla ihtiyaç duyulduğu, ataerkil söylemlerin koca koca puntolarla zihinlere kazındığı şu günlerde bu animasyon filmini seyretmek için şu ankinden daha uygun bir zaman olamaz sanırım.    Birleşmiş Milletler İyi Niyet Elçisi de olan ünlü aktris Angelina Jolie’nin yapımcılığını üstlendiği, Nora Twomey’nin ise yönetmen koltuğuna oturduğu animasyon film her ne kadar Batılı liberal kibrini taşıdığı eleştirilerine maruz kalsa da yine de erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü bir dünyayı oldukça güzel özetliyor.   Kanadalı yazar Deborah Ellis’in 90’lı yılların sonlarında Pakistan’da savaştan ve Taliban yönetiminden kaçan Afgan mültecileriyle yaptığı röportajlarından yola çıkarak yazdığı genç yetişkin romanına dayanan bu animasyon filmi Afganistanlı küçük bir kız olan Pervane’nin Taliban’ın katı kuralları içerisinde verdiği mücadeleyi anlatıyor.   Mizah ile gerçekliğin birbirine girdiği bu masalsı animasyon genç izleyiciler için karanlık bir dünyayı tasvir ediyor gibi görünebilir; fakat biraz daha hassas olan çocukların, beceriksizliğine rağmen elinde cesaretinden başka hiçbir şeyi olmayan genç bir kızın sıkıntıya göğüs geren hikayesini göreceklerinden şüphem yok.   Filmi özetlemek gerekirse Pervane, babası Nurullah ile birlikte Kabil pazarındaki küçük bir alanın önünde, ailelerinin yiyecek alabilmesi için birkaç eşya satarak ve okuma bilmeyenlerin mektuplarını okuyarak para kazanmaya çalışmaktadır.   Fakat babasının nedensiz yere Taliban askerleri tarafından tutuklanmasından sonra aile de çaresiz bir duruma düşmüş; yanında bir erkek olmadan kadınların sokağa çıkması yasak olduğu için tam anlamıyla evlerinde hapis hayatı yaşamak zorunda kalmışlardır.   Yasağı delerek sokağa çıksalar bile dükkan sahipleri refakatiz olan hiçbir kadına satış yapmadığı ve onlarla konuşmadığı için yapabilecekleri bir şey de yoktur.   Üstelik Taliban egemenliğinin baskıcı, mizojinist yaklaşımından dolayı bu yasağa karşı gelmeleri her birinin öldüresiye dayak yemeleri anlamına da gelmektedir.   Pervane, gün geçtikçe babasının tutuklanmasıyla birlikte ailesinin içine düştüğü korkunç durumu daha iyi anlamaya başlar.   Babasını hapisten kurtarmak, onu yeniden özgürlüğüne kavuşturmak ve evin erkeği gibi ailesinin hayatını idame ettirebilmek için de tüm riski üzerine alarak yeni bir kimlikle sokağa adım atar.   Bir hakikat ile fantezinin çarpışması The Breadwinner (Pervane), erkek egemenliği altında yaşamak zorunda kalan kadınların koşullarını vurgularken cinsiyetler arasındaki eşitsizliğe de net bir şekilde dikkat çekiyor.   Filmdeki hassasiyet sadece Pervane’nin dünyasındaki kadınların sınırlı haklara sahip olması değil elbette. Esas sorun orada Taliban rejimini benimsemiş insanların çok fazla olması.   Fantezi de olsa, zorunluluk da olsa erkek egemenliği altında yaşayacak olanlar kendilerini uygun bir şekilde güvenceye aldıkları sürece şiddete maruz kalmadan, korkmadan istedikleri her yere serbest geçiş hakkına sahip olacaklardır.   Kimliklerimiz üzerinde kontrol sahibi olmak her şeyden iyidir. Kimsenin boyunduruğunda olmadan istediğimiz hayatı yaşamak kişinin kendisine en büyük hediyesidir. Dünyanın en büyük acısı da aşk acısı değildir...     Haftanın diğer filmleri Anelka: Yanlış Anlaşılma Yönetmen: Éric Hannezo / Katkıda Bulunanlar: Nicolas Anelka, Franck Nataf, Omar Sy, Thierry Henry, Didier Drogba, Arsène Wenger / Süre: 94 dakika   Netflix’in Biyografik Belgeseller kuşağında 5 Ağustos’da gösterime girmesi beklenen Anelka: Misunderstood adlı bu film; ünlü Fransız futbolcu Nicolas Anelka’nın hayatına odaklanıyor ve kendi öyküsünü kendi sözleriyle aktarmasına fırsat vererek görünenin arkasındakilere ulaşabilmek için bir perde aralamaya çalışıyor. Kariyeri boyunca Real Madrid, Chelsea, Arsenal, Liverpool, Manchester City ve PSG gibi dev kulüplerin formalarını giyen Anelka’nın hayat hikayesinin anlatıldığı belgeselde, başarılı futbolcunun karşılaştığı zorluklar, yaşadığı pişmanlıklar, maruz kaldığı düşmanlık ve hayatına dair bilinmeyen birçok şey gözler önüne seriliyor. Medyaya yanısyan malum polemikten sonra hiç farkında olmadan ciddi bir davanın ortasına düşen ve bu olay sonrasında Fransa milli takımından atılan Anelka’nın insanların görüğü ile onun asıl hali arasındaki büyük farkı irdeleyen, ayrıca gelmiş geçmiş en büyük medya fiyaskosuna da dikkat çeken belgesel Thierry Henry, Didier Drogba, Arsène Wenger ve daha pek çok kişiyle yapılan röportajlara da yer veriyor. Go! Go! Cory Carson: Yaz Kampı Yönetmen: Alex Woo, Stanley Moore / Oyuncular: Alan C. Lim, Smith Foreman, Abigail Vibat, Pfifer Chastain, Jim Capobianco, Neena-Sinaii Simpo, Eli Morse, Adelaide Hirasaki, Paul Killam, Kerry Gudjohnsen, Maisie Benson / Süre: 24 dakika   Tabiatın ve arkadaşlığın kokusu. Yeni bir yaz ve yeni bir arkadaşlık kampı. Cory, her sene olduğu gibi bu yaz mevsiminde yeniden Arkadaşlık Kampı’na katılır. İlk bakışta her şey bir önceki sene bıraktığı gibidir; aynı sıcak karşılama, aynı çadır, aynı düzen, aynı arkadaşlar… Şimdilik tek eksik olan şey, Cory’nin aynı çadırda kaldığı en iyi kamp arkadaşı Freddie’dir. Cory, Freddie’nin gelmesini heyecanla ve dört gözle beklerken sürpriz bir şekilde onun yerine çadıra bambaşka biri gelir. Hemen sonrasında öğrendiği üzere; Freddie, kuzeni Rosie’yi yanında getirince ve kamp süresince sürekli onunla vakit geçirince kampta bir kıskançlık ateşi körüklenir. Ancak herkesin bildiği gibi, bu arkadaşlık kampının en önemli kuralı her şeye rağmen “iyi bir arkadaş” olabilmektir. Netflix’in Çocuk ve Aile Filmleri kuşağında yer alan; çocuklar için çekilmiş Amerikan yapımı bir televizyon dizisinin A Go! Go! Cory Carson Summer Camp adlı bu özel mini sinema versiyonunda Cory arkadaşlık kurma ve sorumluluk öğrenme gibi çocukluk mücadelelerinde yol almayı öğrenirken hiç bilmediği yepyeni duygularla da yüzleşecektir. Malibu Rescue: Yeni Dalga Yönetmen: Savage Steve Holland / Oyuncular: Jeremy Howard, Abby Donnelly, Breanna Yde, Jackie R. Jacobson, Ricardo Hurtado, Henry Kingi, Kirrilee Berger, JT Neal, Ella Gross, Lauren Gaw, Alkoya Brunson, Nate Richman, Carlos Sanson, Paulina Alvarez, Camaron Engels, Michael Mourra, Rocío de la Grana, Katherine Klosterman, Jessica Lelia Greene, Molly Haldeman, Nadia Geiger, Darren Weiss, Meriden Villanueva, Kirsten Baird / Süre: 80 dakika   Netflix’in Çocuk ve Aile Filmleri kuşağında yer alan Malibu Rescue: The Next Wave adlı bu heyecanlı gençlik komedisinde Malibu’ya yaz gelmek üzeredir ve her yıl düzenlenen Uluslararası Beachmaster Yarışması’na çok az zaman kalmıştır. Beachmaster, cankurtaranlığın en önemli becerilerini sınayan zorlu parkurlardan oluşur. Yarışın dört yıldır kazananı ABD takımıdır ve bu sene de gözler yeniden onların üzerindedir. Ancak ABD ekibi bir gıda zehirlenmesinin kurbanı olduğunda, ülkelerini dünyanın en zorlu cankurtaran mücadelesinde temsil etmek, plaja isteksizce geri dönen Dil Balığı Takımı üyeleri Tyler, Dylan, Eric, Lizzie ve Gina’ya kalır. Mürit Yönetmen: Veronika Franz, Severin Fiala / Oyuncular: Riley Keough, Lola Reid, Jaeden Martell, Lia McHugh, Richard Armitage, Alicia Silverstone, Danny Keough, Wally / Süre: 108 dakika   Sinemaların kısmi olarak faaliyete geçtiği temmuz ayının bu son vizyon haftasında gösterime girerek gişede yeniden şansını deneyen The Lodge; eski eşinden boşanmak, yeni eşiyle evlenmek üzere olan Richard ve onun iki çocuğuyla birlikte sükûnet vadeden tenha bir kasabada kış tatiline çıkan Grace’in, yakında üvey anneleri olacağı Mia ve Aidan ile samimi bir ilişki kurmaya çalıştığı sırada kaldıkları evde gerçekleşen ürkütücü olayları konu ediniyor. Ich Seh, Ich Seh (Goodnight Mommy) ile yakın dönem korku sinemasının ilgi çeken yapımlarından birine imza atan sinemacılar Severin Fiala ve Veronika Franz’ın yönetmen koltuğunda otruduğu filmde ikinci evliliğini yapmak üzere olan Richard, çocukları ve gelecekte eşi olacak Grace ile birlikte kısa bir tatile çıkma kararı alır. Bu Grace’in çocuklarla kaynaşması için de bir fırsattır. Grace, çocukların ondan hoşlanması için elinden gelen her şeyi yapar. Ancak çocukların tek isteği Grace’i göndermek ve babalarından ayrılmasını sağlamaktır. Diğer taraftan Grace’in de problemli bir çocukluk geçmişi vardır. Çocuklar bu sırada onun bir katliamdan sağ çıkan tek kişi olduğunu öğrenir. Üstelik gerçekleşen bu katliam bir tarikatın sorumluluğundadır. İntihar tarikatından kaçarak kurtulan tek kişi olmanın travmasıyla boğuşan Grace aynı zamanda çocuklarla anlaşmayı başarabilmek için tüm yolları deneyecektir. Neredeyse Aşk Yönetmen: Mike Doyle / Oyuncular: Scott Evans, Augustus Prew, Michelle Buteau, Colin Donnell, Jiho Kang, Sam White, Kristen Gerlanc, Amari Hines, Jake O’Connor, Zoe Chao, Kate Walsh, Chaz Lamar Shepherd, Nicholas Cunningham, Christopher Gray, Chris Henry Coffey, Nadia Dajani, Gibson Frazier, Gareth Keegan, Brian Marc, Marilyn Sokol, Patricia Clarkson, Phillip Taratula, Analisa Velez, Pun Bandhu, John Doman, Lino Del Core, Bryce Pinkham, Stephen Mack / Süre: 94 dakika   Netflix’in Romantik Komediler kuşağında, ağustos ayının ilk haftasında gösterime girmesi beklenen Almost Love (Sell By); sevgiye, hayata ve ilişkilere dair birbirlerine her daim yön veren ve destekleyen bir grup arkadaşın hikayesini anlatıyor. Günümüz modern dünyasını ve ilişkilerini kadrajına alan hikayenin merkezinde, başarılı çağdaş sanatçı Ravella Brewer için hayalet ressam olarak çalışan Adam ve bir Influencer ünlüsü Marklin var. Adam geçimini sağlamak için bir başkası adına resimler yapan ve yaratıcı olmayan bir ressamdır; kendi çapında ve tarzında başyapıtlar yaratır ve sonra onları imzalar ve yüz binlerce dolara satar. Marklin ise, öncelikle çeşitli kıyafetler giyerek sahnelenen fotoğraflarını içeren The Detailist adlı bir web sitesi işleten bir sosyal medya etkileyicisidir, görünüşe göre rastgele insanlar tarafından selfie çekmek için sokakta durdurulan popülerlerdendir. Adam ve Marklin ilk tanıştıklarında, perakende sektöründe çalışan Marklin bu süre içinde kendini hızla geliştirip popüler biri olarak daha iyi kazanmaya başlamışken, Adam hala yerinde saydığı ve zar-zor geçinebildiği için kendine kızmanın yanı sıra, zaman zaman kendini kıskançlık ve utanç içinde yüzerken bulur. Birlikteliklerinin beşinci yılında parasal ve ilhamsal krizlere maruz kalarn ilişkilerini sorgulamaya başlayan ikili “bu kadar mı, yoksa her şey buraya kadar mı?” sorusuyla yüzleşmeye çalışırken onları bir arada tutmaya çalşan en yakınlarındaki arkadaşları da aslında biçok açıdan kendi hayatlarında benzer sorularla karşılaşmaktalardır. Adam’ın en iyi arkadaşı Elizabeth, evliliğinin on beşinci yılında, kocasının genç bir kadınla uygunsuz bir ilişkisini keşfettiğinde bunun için bir bedel ödemeye hazırdır; arkadaşı Cammy, Henry ile çıkıyor, ama asla evden ayrılmıyorlar; Haley, Scott James’e karşı olan duygularının bir anne güdüsü mü yoksa başka bir şey mi olduğunu anlamaya çalışıyor. Herkes biraz dağınık, ama aynı zamanda işleri rayına koymak için yeni yollar bulma konusunda da oldukça iyimserler. Mike Doyle’nın bu ilk uzun metrajlı film denemesi bu açıdan uzun süreli heteroseksüel evliliklerden henüz çiçeği burnunda gey birlikteliklere ve hatta bir öğrenci ve öğretmeni arasındaki yasak bir sevgiye kadar uzanan melez ilişkilerin varoluşsal sorunlarına odaklanırken birçok türden modern yaşam biçimlerine de çarpıcı bir bakış atıyor. Süper Öcüler: Yeni Sınıf Yönetmen: Steve Ball / Oyuncular: Elyse Maloway, Vincent Tong, Erin Mathews, Andrea Libman, Alessandro Juliani, Nicole Anthony, Diana Kaarina, Gigi Saul Guerrero, Asia Mattu, Rukiya Bernard, Elicia MacKenzie, Ian James Corlett, Britt McKillip / Süre: 24 dakika   Netflix’in Çocuk ve Aile Filmleri kuşağında yer alan Super Monsters: The New Class adlı bu mini film; okul öncesi ufaklıklardan oluşan yeni bir sınıfı çocuklarla buluşturuyor. Yeni öğretmen Bayan Mina ile süper güçlerini kullanmayı öğrenmek için sınıfa katılan yeni öğrenciler Olive, Rocky, Sami ve Zane ile yeni bir maceraya hazırlanan Süper Öcüler, süper sorunları süper çözümlerle çözmek için bir araya geliyor ve Şeytan Asası Çamlığı’na giden Süper Öcüler süper güçlerini bir üst seviyeye taşıyarak Mor Oda’ya çıkıyor! Flashback Geçmişten günümüze; vakti zamanında kimi VHS ya da Beta videolarla, kimi sinemalarda kimi de televizyon ekranlarında seyirciyle buluşan ama şimdi hem çevrimiçi platformlarda hem de televizyon kanallarında bu hafta yeniden gösterime girecek olan 2020 öncesinde çekilmiş diğer filmler şöyle. Digiturk & beIN MOVIES Düzenbazlar Kulübü (Billionaire Boys Club, 2018) Guardiola’nın Barça’sı (Take The Ball, Pass The Ball, 2018) Kaçış Planı 3 (Escape Plan: The Extractors, 2019) Karlar Ülkesi 2 (Frozen II, 2019) Malefiz: Kötülüğün Gücü (Maleficent: Mistress of Evil, 2019) Paramparça (Aus Dem Nichts / In the Fade, 2017) Netflix Adamlardan Sadece Biri (Just One of the Guys, 1985) Adams Ailesi (The Addams Family, 1991) Afacan Dennis (Dennis the Menace, 1993) Aşk Dersi (An Education, 2009) Bağlanmak Yok (No Strings Attached, 2011) Beni Unutma (Remember Me, 2010) Bir Gün (One Day, 2011) Bu Nasıl Aile! (We’re the Millers, 2013) Burlesque (2010) Çelik Adam (Man of Steel, 2013) Çılgın Cenaze (Death at a Funeral, 2010) Çılgın Max (Mad Max, 1979) Doğu Ekspresinde Cinayet (Murder on the Orient Express, 2017) Doktor Uyku (Doctor Sleep, 2019) Dolaptaki Kızılderili (The Indian in the Cupboard, 1995) Elizabeth Harvest (2018) Forrest Gump (1994) Frankenstein (1994) Gece Saldırısı (Breaking In, 2018) Gece Yarısı Bir Çığlık Duydum (Down a Dark Hall, 2018) Hardcore (Hardcore Henry, 2015) Hasselhoff’u Öldürmek (Killing Hasselhoff, 2017) Hayal Et (Imagine That, 2009) Hiç Bitmeyen Öykü (The NeverEnding Story, 1984) Hiç Bitmeyen Öykü 2: Sonraki Bölüm (The NeverEnding Story 2: The Next Chapter, 1990) İyi, Kötü ve Çirkin (Il Buono, Il Brutto, Il Cattivo / The Good, the Bad, and the Ugly, 1966) Jack Ryan: Gölge Ajan (Jack Ryan: Shadow Recruit, 2014) John Malkovich Olmak (Being John Malkovich, 1999) Kadın Aklı Erkek Aklı (The Ugly Truth, 2009) Kanunsuzlar (Lawless, 2012) Kazara Zengin (Mr. Deeds, 2002) Kızımı Kurtarın (Gone Baby Gone, 2007) Kuzey Ülkesi (North Country, 2005) Ocean’s 12 (Ocean’s Twelve, 2004) Ocean’s 13 (Ocean’s Thirteen, 2007) Osmanlı Subayı (The Ottoman Lieutenant, 2017) Predator (The Predator, 2018) Rogue Warfare: Av (Rogue Warfare: The Hunt, 2019) Seni Hayatta Tutan (What Keeps You Alive, 2018) Sevgi Fırtınası (Nights in Rodanthe, 2008) Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind, 2004) Space Jam (1996) Super 8 (2011) Superman Dönüyor (Superman Returns, 2006) Sünger Bob Kare Pantolon (The SpongeBob SquarePants Movie, 2004) Şıpsevdi (The Heartbreak Kid, 2007) Şiddet Eylemleri (Acts of Violence, 2018) Şövalye (A Knight’s Tale, 2001) Talladega Geceleri: Ricky Bobby Hikayesi (Talladega Nights: The Ballad of Ricky Bobby, 2006) Tıpatıp (It Takes Two, 1995) Titanik (Titanic, 1997) Upgrade (2018) X Projesi (Project X, 2012) Yavru Seçimi (Pick of the Litter, 2018) Zafer Yolu (Seabiscuit, 2003) Zindan Adası (Shutter Island, 2010) TRT 2 Bünyamin (2015) Esma’nın Sırrı (Grbavica: The Land of My Dreams, 2006) Mezarsız (As I Lay Dying / The Graveless, 2018) Müdür (The Warden, 2019) Taksi Şoförü (Taxi Driver, 1976) Turist (Force Majeure, 2014) Vahşi Mücadele (Gunfight At The O.K. Corral, 1957) Yeşil Rehber (Green Book, 2018)   *Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.   subtitle:Deborah Ellis’in 90’lı yılların sonlarında Pakistan’da savaştan ve Taliban yönetiminden kaçan Afgan mültecilerle röportajlarından yola çıkarak yazdığı romanına dayanan ‘Pervane’, küçük bir kızın Taliban’ın katı kurallarına karşı mücadelesini anlatıyorMehmet Erduğanpublication date:Cumartesi, Ağustos 1, 2020 - 00:00

Kültür Sanat Haberleri

Bal FM