İnsanı Doğanın Bir Parçası Olarak Görünce

İnsanı Doğanın Bir Parçası Olarak Görünce

"Tarih Üçlemesi: Kadri, Kanuni, Kazai" kitabının Söz Başı yerine.


Nebatatın, hayvanatın, cemadatın… her hangisi olsa ondan biriyle müstakil yahut birkaçıyla müşterek (hatta birkaçından müştak) bir mahluk ise insan, elbet kah bi’l-iltizam kah bi’t-tazammun kah bi’l-mutabaka bir keyfiyet atfedebilirsiniz ona doğadan. Bu tembih eğer nice ifadeye mehaz imkanı tutulduğu nisbette insan doğanın bir parçası iddia edilegelinir ancak. İnsan doğanın bir parçası olduğu kadar öylesi karmaşıklığın/tembihin yapısında, hareketinde bir mevkie kondurulmalıydı. Ve bu saikle bütün yasallıklar doğal tedahüle ayarında görüleyazılıyor.

Doğanın insanca beyana, belagate müsavi bir müzahereti olmadığı halde hatta öylesi tebellürat insanın yaptığı benzetmeler olduğu halde, doğanın müstahzarları, mübarezeleri arasına insanı katmanın alemi ne ola peki! Tarifinizi hurafeden sakınmadığınız sürece arafeniz/urufunuz yine sizin istihraç ve istinbat ettiğiniz tarifenize mağlup olur… hal-i hazır.

Ezelden aşinanım ben ezelden hemzebanımsın / Beraber ahde bağlandık ne olsan yar u canımsın / Ne olsan zerrenim kalbimde hâlâ çarpar esrarın / Gel ey canan gel ey can kalmasın ferdaya didarın.

Böyle inşadetmiş şair. Birbiriyle canlanan muhatabına… biri birinden canlanan – can alan muhatabına mı diyor yani! Hiç öyle değil tabi. Çağrıştırmaları yahut sezileri kimyaın meram iletişme tertibatı saymaya zorlayan zorlasın dursun, bize kuşdili bilmek yetişir.

Azıtmanın lüzumu yok esasen. Doğa insanı kendinin bir parçası olarak görüyorsa eğer onun bunu bildirme, belirtme çabası var saymak iktiza eder. Ama (ne hikmetse) onun muhal farz dilini sökmek hem insanın idrakine hem iradesine arzedilince sadece kişioğluna inanmak mahalli var, bilmek değil zahir. Zira doğanın böyle bir icap açtığını şathiyeden başka yere konduramayız. Yer, gök ve arasında hiçbir şey olmayabilecekken nice şey var ve onlar Allah’a secde ediyorlarsa elbet hepsi irade sahibidirler. İbdalarına kayıtlı her mahluktan birinin, mesela hurmanın bu sene meyve vermeyeceğim diyerek mazaklık edebileceğine vuruyorsanız insanın artık muzurluk edeceğim tercihini, siz ne iradeye ne de bidayete akıl erdirebilmişsiniz demektir. Gelgelelim beşerin ve cemiyetlerin doğal süreçlere nesne tutulması derekesinden yükselmesine aman vermeyen “yasallık ıttılaı” galebe çalıyor insana her mecrada.

Mesela keşifler harc-ı aleme kalbolunca, kalbolmaktayken insan azmi, muhayyilesi ve her cihetten keyfiyeti bir “katışma veçhesi”ne havale olundu, olunuyor artık: Evren muhtasarında işlek bir tafsilatın mesele nesnesi sayılıyor insan. Yeni yararlıklar ibda ve ihdas husule getiren keşifler; yağmurun rejiminin değişmesinden veya yardığınız taşın içinden zuhur eden desenden bile alelade, bayağı telakki edildiği noktada insan idraki, cehdi, tercihi “süreç içinden bir tuluat” en fazlası “tabiatten bir cilve” sayılmakla kalmaz sadece. Herhangi muahezeden asan, mükafattan meskut yani kulluğu zaid ve zayi bir beyhudeye düşmüş olur insan. Bu fesat, her mahlukun Halık’a secdesini de inkara yol açar. E hani doğaya mücerrebat ve müşahedat kudreti atfediliyordu!.. Şu da bu şairden olsun:

Aleladelikte ram olmak, vakıa-yı adiyeden kam almak / İştahına kanmak isteyen ahmak, yok mu sana nice hamak.

İnsanın mevkii sair dünyevi mahluktan başkadır demeye diliniz mi dönmez yoksa böyle söylemeye diliniz mi varmaz!

Ancak içinde yaşadığı halde kainatın bütün kurallarını gayretle tamamen çözmüş olduğunu iddia etmek mantığa muvafık değil, o yüzden mi dili varmaz!!! Belki o müddei kainatın (kendinin ve etrafının) halikıdır ve yokken var edeni, ölüyken ihya edeni olduğu için önce zihninde tamamen tasavvur etmiştir, o yüzden mi diline kolay!!! Ha harc-ı alem olana kapılmışsınız ha yasaların malzemesi tutmuşsunuz kendinizi sorun etmiyorsanız hayvanattan bile aşağısınızdır ki mesela şu soruyu sormazsınız: Yarın itiraz edemeyecekleri suçlanabilirliği, güdülenebilirliği baştan belletmek için mi okullarda çocuklarımızın ömürlerinin en güzel senelerini öğütüyoruz?

“Demedi deme” der gibi “ama bu hüküm ve muamele şimdiye kadar sana edindirilmiş bilinçte içkin” tekdirini bile ilam etmeksizin işleyen bir mevzuatın peykeleri halinde yaşıyoruz. Bu mankurtluk öyle ki çocuk kazanmamız bile mankurtluğumuzun sonuçlarından biri.

Bir yasaya istinaden üzerinize müeyyide tahkim edildiği gün, “Yasa”nın kaydedildiği ilk vesikanın arkasında “buna itaat edecek kişiler asıl niyetin onları düdüklemek olduğunu asla bilemeyecekler” yazıldığını görseydiniz ilk işiniz intihar etmek olurdu muhakkak. Fakat ben intihar etmediğime göre sizin de intihar etmeyeceğinize ihtimal vermeliyim. Yoktan bir mesele yarattığımı düşünebilirsiniz. Eğer öyle yapacaksanız şunu da düşünün: “Yasa”yı insanlar koyuyor. Onların vazedilmesinin müsebbibi yine insanlar. Kendini hatalarından sakındırma tedbiri tertip eden samimi ve tövbekar insanın vazettiği yasaya söyleyecek ne sözümüz olacakmış(!) lakin vaızın samimi ve tövbekar olduğuna insanların hepsi kefil midirler sizce? (24 Mart 2019)